Site Rengi

DOLAR
EURO
ALTIN
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Sakarya 13°C
Sağanak Yağışlı




geyve nöbetçi eczaneler











Kargacık Burgacık İlham Perim

24.10.2019
36.864
A+
A-

Övünç kaynağımı emanet ettim, önce dumura uğrayan benliği sıktım kerpetenle sonra da irili ufaklı düşlerimi teyelledim yalnızlığıma.

Uzun soluklu idi her biri: yetmezliğimin aymazı hangi tanrı ise, sırça köşkümü emanet ettim.

Bir ruhsattı ruhumun tapusu, bir kebirdi hâsıl olan aslında yoldu yoldaştı her iri gözlü özne.

Göz koydum, göze geldim ve kaçırdım gözlerimi.

Temkinli cümleler kurmalıydım ama asla asılsız olmayan.

Kargacık burgacık ilham perimi mademki bana emanet etmişti ölü yazar.

Azaldım önce ve daha az, daha az ki çoğaldığıma kani idim, kanıtlarımı en hijyenik ortama duyarlı hale getirdim.

Sağdım ya ama sağdıcım solumdu.

Solaktı babam ölmezden önce ve soyutlanmıştım evrenden ölüm onu yanı başına çağırdığında.

Soyuldum kabuk kabuk.

Sormadılar da:’’Acır mı canın?’’

Can çıkar huy çıkmaz misali; köreldim köhne ahkâmları yok sayıp da her yeni şiire asıldığımda.

Askıntı idi tüm ilahi söylemler oysa aktarmalı idi içimin yolculuğunda hemhal olduğum cümleler.

Kaçıncı peron, diyen bir kadına öykündüm.

Kural dışı aşkları sorgularken Yaradan, cinsiyeti kayıp şekilsiz ve sıkıcı insanlar tanıdım ve tanındım ve tarumar edildi içimin beyitleri.

Ökse otu şenliklerinde, gülden bülbüle uzanan aşkın kuramlarında arı oldum, soktum; iğne oldum içimin deliliğine perde çektim.

Perdelenmişti insanlık.

İnsanlıktı mademki yoldan çıkan hangi yola sapacaktım da sapkınlıktan alacaktım payımı?

Pay ettim içimin ergen neşesini ve kıskandı melekler şenlikli yürek sesimi.

Direndim.

Dirildim.

Dingindi oysa dünkü ben ve yazdım ve çömeldim ve sustum ve kaytardım yazdığım hikâyelerde bandığım hangi karakter ise içime çektim ölümün kokusunu.

Lanetti belli ki insanlığın birincil aidiyeti.

Sefildi üstelik insanlığın insanlığa mağduriyeti.

Sattım dünümü yarına ve borçlandım.

Tefeci zamanda çapulcu bir imge tadında soyutlandım, lav ettim hüznü yine de dinmedi.

Ses ettim ama kimse duymadı.

Duysam da duyduklarıma inanmadı kimse.

Kimseleri hiçliğin; herkesi varlığın ve bazılarını da başköşesine yerleştirdim mabedimin.

Şimdilerin coğrafyasında üreyen ihaneti giz belledim; aşkı yok belleyenleri inkâr ettim ve kızdı batılın siteminde biriken isyan ki maruzatımı ne beyan ettim ne de satır aralarını gereksiz işgal ettim oysaki indinde tefekkürün bir hal çaresi aradım üstelik istemsizliğin ruhuna okuduğum rahmeti bile çok görürken anlamsızlığın sırdaşı ve acının da hitabet yeteneğine hayran olduğum her kim ise, yine kendinden muzdarip ya da öykünmekle iştigal bir rütbe edinmişken.

Bir tebessümü ilah bildim.

Bir şarkıyı da külah bildim ve koydum önüme.

Önümde dünümü ördüm yarının lepiska gecikmişliğiyle aslında görkemin hiçlik kadar da uzağındaydı benlik algısı.

Ser verdim sırsız.

Sır verdim yersiz.

Yel oldum, sel oldum ve büründüm kifayetsizliğin satırlarına.

Büküldüm.

Büzüştü içimin saçakları.

Kayboldum kayıplarla bozmuşken ve ar bildim ruhun istemsiz çığlıklarını.

Susmalıydım ölümüne öyle ya sus’ların gizeminde bir lahitte saklanmışlığımla başrolüne soyundum yazmadığım hikâyenin.

Kurmaca öyküler savurmalıydım ve kurgusu alaylı, yüreği mektepli, kelamı da gizemin baş tacı iken serip sergilemeliydim içimin çocukluğunda baş tacı adını anıp da duyuramazken sesimi.

Küfrü yok sayan, gözünü aşk bürümüş… sıfatları ezdim kalemle, üzerinden tır geçen ölü cümlelerimi sarıp sarmaladım üşüyen yüreğin mihrap bellediği soytarı yalnızlığım… kuytularda saklı, yüreğin de hakkı iken ölümsüzlüğün ilk şartı belki de bir kehanetti, asla varlığından hicap etmeyen ve hiçliğini de sonuna kadar savunan.

Mezhep bildiğim nihayet; söz verdiğim asalet…

Zansız kelamlara yattım boylu boyunca, küredikçe külyutmaz yetilerimi; kardıkça ölü bebekleri ve yargılarken evren insanı yoksa insan mıydı ihanetin baş şehrine gömdüğü yalanları ve ölüleri sonsuza kadar unutmakla mükellef?

Sormadım, soramazdım.

Cevabı yeknesak cümle geçişlerine de baş eğemezdim.

Bir mizansendi belli ki sığındığım hele ki sığıntı bir yoksunluk kadar içimi burkanlara okuduğum lanetin geri dönümü tövbe iken…

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.