Site Rengi

DOLAR
EURO
ALTIN
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Sakarya 28°C
Sisli




geyve nöbetçi eczaneler







Alamancılar

Fatma DİŞLİ
Fatma Dişli kimdir? 1972 yılında Sakarya ili, Geyve ilçesi, Alifuatpaşa kasabasında doğmuştur. Cumhuriyet ilkokulu ve ardından Alifuatpaşa ortaokuluna gitmiştir. İstanbul’da Çamlıca kız lisesi, sonrasında İstanbul üniversitesi, İngilizce İşletme fakültesini bitirmiştir. 2013 yılında İngilizce işletme yüksek lisansı yapmıştır. Halen İstanbul’da, Hazar Eğitim kültür ve Dayanışma Derneğinde gönüllü olarak,sosyal sorumluluk faaliyetlerinde çalışmaktadır. İki kız çocuğu annesidir. e-mail:fatmadisli45@gmail.com
05.10.2016
419
A+
A-

ALAMANCILAR!

almancilar-fatma-balSonda söyleyeceğimi başta söylesem iyi olur, artık onlara “Almanya’da yaşayan Türk kardeşlerimiz” diyorum. Epey oldu, “Almancılar” tabirini terk edeli, onlara haksızlık yapıldığını fark edeli. O tabir, onları Alman kimliğiyle Türk kimliği arasına sıkıştırmak, ne oralı ne buralı hissi yaşatmak ve her iki tarafa da yaranamamak ezikliğini hissettirmek demek. Daha iyi bir gelecek için göç ettiler, gurbet acısını iliklerine kadar hissettiler, çocuklarına yaban elde kimlik kazandırmanın derdine düştüler. Hiç kolay değil.

Çocukluğumda kasabamızdan da Almanya’ya işçi olarak gidenler vardı. Onlar birinci kuşaktı, ikinci kuşaklar benim yaşıtlarımdı. Yaz tatilinde lüks arabalarını tıka basa eşyayla doldurur, kilometrelerce öteden akrabalarını ziyarete gelirlerdi. Neler yoktu ki o bavullarda. Hiçbirini o güne dek görmediğimiz çeşit çeşit şekerlemeler, çikolatalar… Şimdi her evde olan ama o yıllar sadece onların getirdiği mutfak eşyaları ve daha nice görmediğimiz ürünler…

İtiraf ediyorum; Almancılar tabirinin onlar için kullanılmasında onların da payı olduğunu düşünüyorum. Neden derseniz? İçinden çıktığınız toplumun kültürünü, değerlerini unutmaya başlarsanız, yabancılaşırsanız bu etiket üzerinize uzun yıllar yapışır kalır. İsterseniz, bu yabancılaşmanın çocuk gözünden görünen halini size anlatayım da siz karar verin.

Ne vardır bizim kültürümüzde? Birinin gözünün önünde bir şey yenilmez, mutlaka ikram edilir. İnsanların imrenme, haset duyguları körüklenmez. Mütevazı olunur, zenginlik başka insanların gözüne sokulmaz, hava atılmaz ve daha da sayabileceğim bir sürü güzel haslet. Peki, ne yapardı Almancılar? Çocuklarını bir paket şekerlemeyle sokağa gönderirlerdi. O çocuklar da, sokaktaki diğer çocuklara gönülsüzce bir tane ya verirdi ya da vermezdi. Çocuk da haklı, hangi birine versin!

Bir de her gün başka bir kıyafet olurdu o çocukların üzerinde. Almanya’dan! Bayramdan bayrama kıyafet gören çocuklar nerde, onlar nerde! Görün, bakın, Alman elbisesi! Benzemez Türk malına! Ey büyük Allah’ım, Sen nelere Kadirsin! Şimdi de Türk tekstili Avrupa’yı donatıyor. Hem de uzun zamandır…

Unutmadan, hem de en önemlisi; kendi aralarında devamlı Almanca konuşmaları yok muydu? Siz bilmiyorsunuz ya, anlamıyorsunuz ya! Sizin bildiğiniz sadece Türkçe. Ah, güzel Türkçem! Öz vatanında seni konuşmaktan aciz olanlar utansın, ne diyeyim! Bu arada, bir şeyi daha unutmayalım. Eylül’ün son haftası  “Türk Dil Bayramı” haftasıydı. Yeri gelmişken hatırlayalım da beraberliğimizin, kardeşliğimizin teminatı güzel dilimizi kutlamış olalım.

Tekrar şekere dönersek, nedir bunun doğrusu? Almanya’da koca bir paket şekerleme, koca bir paket çikolata bir,iki Euro. Üç lira, beş lira yani… Ne ki? Bizzat gözümle gördüm. Alır, getirir, mahallenin çocuklarına dağıtırsınız, hem de o çocukların sevinciyle mutlu olursunuz. Bu kadar basitken, bunu yapmak yerine her yaz aynı senaryonun sergilenmesine seyirci kalmak sizi yabancı yapar. Hem kültürünüze, hem değerlerinize… Benim için o yüzden Almancıydılar eskiden.

O yıllar ülkemizin ekonomik olarak geride olduğu yıllardı. 80 darbesi yeni olmuş,35 yıl önceden bahsediyorum. Onların gelirken getirdiği birçok eşya o güne dek görmediğimiz ve imrendiğimiz şeylerdi. Eşyaları ve lüks arabaları insanların gözüne sokar gibi davranmak, konu komşunun eziklik hissetmesine yol açmak az şey olmasa gerek.

Çok şükür, şimdi ülkemizde yok, yok… Artık onların da getirecek bir şeyiyok! Köşedeki markette bile her şey var. Ortalama bir Türk ailesinin evinde her ihtiyaç eşyası bulunuyor, çok şükür. Farkındaysanız, artık onlar da Almancı gibi değiller. Yazın geldiklerinde onların yaşam kalitesiyle buradakilerin arasında fark olmadığını, hatta buradakilerin ileride olduğunu kendileri ifade ediyorlar.

Her ne kadar, Almancı komşunun kızı bir tanecik şekeri bilegönülsüzce vermiş olsa da, annesi mahallenin çocuklarını sevindirmenin güzelliğinden bihaberolsa da,onlar benim Almanya’da yaşayan Türk kardeşlerim. Zamanında, bu ülkeye çok faydaları oldu, birikimlerini taşıdılar, ekonominin kalkınmasına katkıda bulundular. Varsın, bir şekeri çok görmüş olsunlar…Canları sağ olsun.

Ama yine de siz siz olun, bir çocuktan asla şekeri esirgemeyin. Bakın, 35 yıl geçer aradan, hala konuşur…

FATMA BAL

ETİKETLER: ,
YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.