Hoşgeldiniz  

İbrahim AÇILAN | 03 Ağustos 2013 | Alt Haberler, İbrahim Açılan, YAZARLAR

GÜL GÖNÜLLÜ İNSANLAR

8GWIDur0cRIQphX748QL1mlQQnk

Bize ne oldu böyle bilemiyorum. Bir bencillik, bir neme lazımcılık sarmış etrafımızı, bir benlik kaplamış içimizi ne yazık ki. Tok, açın halinden anlamıyor, komşunun komşudan haberi yok. Yan yana iki kapının birinden cenaze çıkarken diğerinde düğün yapılabiliyor. Biz böyle değildik, inanın değildik. Neler kaybettik böyle, bu kadar kısa zaman içinde.

Eskilere bakıyorum. Hiç tanımadığı insanlara kapısını açan, “ Tanrı Misafiri “ deyip baş tacı eden, çağrılmadan koşup giden, istenmeden veren insanlar daha dün denecek kadar yakındaydı. Niye böyle olduk biz?

Çocukluk yıllarım. Çarşı içinde çalışan esnaflar. Hepsi kardeş gibi. Dargınlığın, küskünlüğün adı yok. Kıskançlık aklın ucundan bile geçmiyor. Bütün ustaların ya çocukları, ya çırakları var. Bir usta bir diğer ustanın oğlundan, çırağından bir iş isteyebiliyor ve itiraz bile edilmiyor.

Dükkanların içinde pat pat pat değnek seslerinin hiç eksik olmadığı bir dükkan. Yorgancı Sinan Abinin  dükkanı. Oğulları Halil, Ahmet ve İbrahim ile bütün gün saten yüzlü yorganlar, kaba döşekler hazırlıyor. O kadar güzel yorganlar yapıyor, üzerine öyle motifler, hayvan figürleri işliyor ki , işlediği o tavus kuşlarının kalkıp yürüyüvereceğini sanıyorsunuz. Aylak kaldığımızda açık duran alçak dükkan penceresinin önüne sıralanıp onların çalışmalarını seyrediyoruz. İğneler ellerinde hiç durmadan çalışıyor, önceden çizdiği kumaş tebeşirinin üzerinden gidip gelerek yorganın üzerine motifler işliyor. Hiç kızmıyor Sinan Ağabey. Çok gürültü edip kafasını şişirdiğimizde bile “ Çocuklar, babalarınız aramasın, gidin bir dolaşın, sonra yine gelirsiniz” diye kırmadan gönderiyor bizi.

Ramazan günleri bir başka şefkat dolardı Sinan Ağabey. Ve haftada en az bir kere, o zaman sebebini anlayamadığım, sırrını çözemediğim olay gerçekleşirdi. Sırrını çözecek yaşlara geldiğimde onların göğüslerinde yürek değil, gül özlü gönüller taşıdığını anladım gururla. Akşam üstleri, ezana az kala beni çağırır ve “ Git, babana Sinan Amcam bir yere gönderiyor, merak etme de “ derdi. Haber verip gelince önce bir yirmi beş kuruş verir, “ Bu senin” derdi. Sonra da içinde yumurtalı veya içli pidelerin bulunduğu bir sepet verir : “ Bunu al, yolun kıyısından ve koşmadan hapishaneye götür, gardiyanlara ver. Boşaltsınlar, geriye getir. Kimden diye sorarlarsa, adını bilmediğim bir adam gönderdi dersin.” derdi. Cezaevi ilçenin hemen kıyısındaydı ve o zamanlar mahkumlar “ Kader kurbanı” dediğimiz siyasi ve ideolojik cezaları olmayan kişilerdi genelde. Alır sepeti götürürdüm. Gardiyan sepeti alır, boşaltır ve          “ Allah Kabul etsin, Allah Razı Olsun” diyerek geriye verirdi. Hiç sormazdı kimin gönderdiğini. Ben ise hep merak ederdim Sinan Ağabeyin kimliğini saklamasının sebebini. Belki şimdi bile yattığı yerden kaşlarını çatıyordur bana bunları anlattığım için.

Onların nasıl gül gönüllü insanlar olduğunu büyüyünce anladım. Şimdi  bir garibe verdiği bir dilim ekmeği, bir ayakkabıyı davul zurna ile , kameralar ile ilan edenleri gördükçe utanıyor, onların  büyüklüğü karşısındaki acizliğimizi anlıyor ve o insanların hatıralarından özür diliyorum.

Yüce Mevlâ onların yüreklerindeki gül kokularından bizlere de nasip etsin.  

3348 Kez Görüntülendi.
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir? Kişilere ve Kurumlara karşı saygı kurallarına uymayan yorumlar yayınlamayacaktır.

EN ÇOK OKUNAN HABERLER

EN SON HABERLER

© Geyvemedya.com 2011 - 2015 . Tüm Hakları Saklıdır. Site içeriğinin kaynak ve link belirtilmeden yayınlanması yasaktır.
Fatal error: Call to undefined function counterize_gethitstoday() in /home/gmedya/public_html/wp-content/themes/HaberMatikV2.1/footer.php on line 36