Site Rengi

DOLAR 6,0688
EURO 6,5533
ALTIN 312,5
BIST 119.574
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Sakarya 17°C
Az Bulutlu



geyve nöbetçi eczaneler






Suçlar ve Cezalar

Özkan DURSUN
02.02.1992 tarihinde Geyve’de doğdu. Sırasıyla Cemal Gürsel İlköğretim Okulu, Bağlarbaşı İlköğretim Okulu, Kazımpaşa İlköğretim Okulu’nda okuduktan sonra lise eğitimini Sakarya Cemil Meriç Sosyal Bilimler Lisesi’nde tamamladı. 2011 yılında girdiği Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 2015 yılında mezun oldu. Askerlik vazifesini Balıkesir 9. Ana Jet Üssü’nde asteğmen olarak tamamladı. Sakarya Barosu’nda staj eğitimini tamamlayarak avukatlık mesleğine başlamıştır. Çeşitli ulusal dergilerde şiirleri yayımlanmış ve 2016’da S isimli ilk şiir kitabını yayınlamıştır. ‘Yaşadığımdır Bir Vakit\Geyve Notları’ isimli kitabını 2018 yılında yayınladı. Çeşitli yerel gazetelerde köşe yazarlığı yapmıştır.
18.10.2018
18
A+
A-

SUÇLAR VE CEZALAR

Suç ve ceza kavramları arasındaki ilişki, insanlık tarihi kadar eski ve hatta denilebilir ki, insanlık tarihinden de eskidir. Öyle ki, Hz. Âdem’in dünyaya gönderilmesini de, salt bu bağlamda tartışmak mümkündür.

Suç, en geniş anlamı ile, var olan kurala aykırı davranıştır. Ceza ise, bu suça karşı yapmak zorunda olduklarımızdır.

İnsanlık tarihi, bu iki kavramın arasındaki ilişkiyi çözmeye çalışmakla geçmiş ve geçmeye devam etmektedir. Buradaki uğraşımız da yalnızca bu iki kavram üzerine sesli konuşmak olacaktır.

Suç da, ceza da, içlerinde sayısız değişken barındırır. Sosyal, ekonomik, politik vs. bir çok, kendi içinde de bir uzlaşının olmadığı kavramlarla doğrudan ilişkisi sebebi ile, kesin bir formül elde edebilmemiz mümkün olmayacaktır. Ancak bu ilişkinin, hem toplumsal hem de bireysel olarak bir turnusol kağıdı olduğunu söylemek mümkündür. Görülecektir ki refah seviyesi yüksek toplumlar, bu iki kavram arasındaki dengeyi olabildiğince yakalayabilmiş toplumlardır.

Toplumların olduğu kadar bireylerin de turnusol kağıdı budur. Çünkü vicdan, kendi suçumuza karşılık gördüğümüz cezanın ta kendisidir. Ki insan, vicdanı kadardır.

Bu kısa metinde, suç ile ceza arasındaki ilişkinin yalnız bir boyutunu tartışacağız: Ceza her zaman suçtan sonra gelir. Ve belirtmek gerekir ki ceza, bir beklentidir. Peki cezadan beklediğimiz nedir? Bu soruyla merak edilen aslında, ceza ile öncelikli olarak neyi beklediğimizdir.

Şehrimizde geçtiğimiz aylarda, maalesef ki toplumun her kesimini derinden yaralayan bir olay yaşandı. Göçmen bir anne ve bebeği, vahşice katledildi. İki sanık yakalandı ve yargılanmaları sonucunda haklarında ömür boyu hapis cezası verildi. Toplum tarafından her ne kadar bu ceza işlenen suçun karşılığı olarak yetersiz görülse de, verilen ceza ile olay neticesinde toplumda oluşan tahribat giderilmeye çalışıldı.

Bu suçun karşılığı, toplumumuzun beklentisine yönelik olarak idam cezası olsaydı ya da daha da ağır bir cezası olsaydı, ne değişirdi? Yine değişen bir şey olmayacaktı aslında. Yine verilen cezanın asıl amacı, toplumda meydana gelen tahribatın giderilmesi olacaktı. Çünkü ceza, doğası gereği suç ile var olan, suçtan sonra gelerek suç ile ortaya çıkan tahribatı gidermenin ötesinde bir vazifesi olmayan bir kavramdır. Cezaların caydırıcılığı ise, suç ile ilgili değil yalnızca toplumda oluşan tahribatı daha etkili bir şekilde giderilmesiyle ilgilidir.

Şu soruya samimiyetle cevap vermek gerekir. Yukarıda belirttiğim olayda, daha ağır ceza isterken, daha ağır cezadan beklediğimiz, bu suçun bir daha işlenmemesi mi yoksa toplumu oluşturan fertler olarak duyduğumuz acının biraz daha fazla giderilmesi mi? Beklediğiniz eğer birinci şık ise bu, bir manava girip çivi istemek kadar absürt olacaktır. Çünkü ceza kavramının böyle bir görevi yoktur

ve tarih boyunca ona bu görev yüklenmeye çalışılsa da, her seferinde yanılan insanlar olmuştur. Daha ağır cezanın, suç oranına etkisinin göz önünde bulundurulmayacak kadar az olması, yapılan araştırmalar sonucunda görülmüştür.

Bir suç daha ağır cezayı gerektiriyor ise bu, suç-ceza dengesinin bozulduğuna işarettir ve bu dengenin sağlanması için ceza arttırılabilir. Çünkü artık o suç, toplumda daha fazla tahribata yol açabilecek niteliktedir.

Unutulmamalıdır ki Pompei halkı helak olmuş, en ağır cezalardan biri ile cezalandırılmıştır. Ya helak olmalarına sebep olan suç ortadan kalkmış mıdır? O günden sonra, bu eylem bir daha yapılmamış mıdır?

Demek istediğim, günah keçisi cezanın kendisi değildir. Daha ağır ceza ile yok edilebilecek bir suç yoktur. Ceza, görevini eksik ya da daha az eksik yerine getirmeye devam etmektedir. Ve yapabileceği de budur.

İşte bu sebeplerle, artık istismar edilmiş çocuk, katledilmiş kadın, eziyet edilmiş hayvan haberlerini görmek istemiyor iseniz, öncelikle bunu mahkemelerden beklemeyerek yapmalısınız. Çünkü ceza, her zaman suçtan sonra gelir. Ve onarıcıdır, önleyici değil.

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.