Hoşgeldiniz  

Ferdi KARADERE | 29 Temmuz 2014 | Alt Haberler, YAZARLAR

Hükümetin Parası

FERDİ-KARADERE-KÖŞE-YAZISIBugüne kadar hiç düşündük mü hergün harcadığımız paralar nereden geldiğini ? Harcadıklarımız gerçektende bir ay boyunca çalışıp kazandığımız değerlermidir yoksa emeğimize biçilen değerin sembolik göstergesimidir ?
Para emek unsurunun sarf edilmesiyle birlikte ele geçirelen bir kazanç olarak tasvir edilse de iktisat açısından para, insanlarının refahını, mutluluğunu, kalkınmışlığını ve hatta toplumsal sağlığı etkileyen ve bu bütünü kontrol etmeye yarayan bir yönetimsel araçtır. Para ile gelir adaleti, adil kalkınma, toplumsal sınıf eşitliği sağlanabilir yada bozulabilir.
Neoklasik iktisatçıların paraya temel bakış açıları bu olmakla birlikte para aslında gündelik olmaktan çok stratejik bir araçtır. Paranın değer saklama aracı olma foksiyonu görülmezse eğer, paraya emek getirisi olarak bakmak pek mümkün değildir. Para bir bakıma ticari değil, tamamen politiktir.

Bu açıdan bakıldığında, insanımızın bir kısmında ”İktidarın parasınla” birşeyler yapabilme ve edindikleri serveti ”iktidara” karşı mecazen borçlu kalma hissinde oldukları görülmektedir. Bir bakıma haklılar, çünkü halkın tamamına ”kazanma” yetkisini Bütçe dönemlerinde iktidar ”harcama” yetkisinle karşılar. Kısaca hükümet harcar, halk kazanır.
Hükümete harcama yetkisini ve halka kazanma yetkisini veren iradi belgeye Bütçe denmektedir ve uzun süreçler itibarıyla kurum kuruma fonksiyonel dağılımlarla halkın refahını maksimum derecede kılma temel prensibiyle harcamalar yapılır.

Bir örnekle, hükümet Toki bütçesini oluşturduğunda ele geçirilen bütçeden kazancı inşaat sektörü tedarikçileri, işçileri, müteahitler, arsa sahipleri, teknik adamlar kazanır. Bunların yaşam refahı, kazanç oranı tamamen hükümetin elindedir.
Kamu harcamaları tabiki toplam talebin bir unsurudur , halkın gereksinimine ve işlem güdüsünün yoğunluğuna göre belirlenir. Eğer halk, mali konumunu güçlendirmek istiyorsa devlette şüphesiz ”boş durmayıp boşa çalışacaktır” ve yarattığı mali potansiyeli ilgili kurumlar vasıtasıyla halka transfer edecektir.

Ve böylelikle gelir dağılımın ikinci safhası gerçekleşmiş, devletin basım ve dağıtımına tek imza yetkili olduğu para, halkın cebine nihayet girmeye başlamıştır. Burada devlete yeniden bir görev düşmektedir ki devlet halk adına gelir dağılımı adaletini korumak zorundadır. Bu adaletin korunması artan oranlı gelir vergisiyle, teşviklerle ve muafiyetlerle sağlanmaya çalışılmaktadır. Tabi gerek kanunların nüfuz yetersizliği olsun gerek sermayenin politize olmasından kaynaklanan siyasal fayda olsun, tüm bu uygulamalar adil bir gelir dağılımı tablosu sunamamaktadır ve rantiyel sınıf yani kaymak tabaka ortaya çıkmaktadır.
Tüm bu bilgilerden hareketle halkın her kesimi, her sınıfı, kazandığı paranın büyüklüğü ve değeri konusunda hükümetten adeta ”onay” almaktadır ve bu çözümleme, milletin ”iktidarın parasını” harcadığı konusunda fikrini güçlendirmektedir.

Yalnız, yönetim sınırları Anayasa ile belirlenmiş, Cumhuriyet yönetim tarzına sahip ülkemizin iktidarı, elbette halka para verme sürecini kanun emrinle ve yine kanun gücünle yapmak zorundadır. Unutulan bir ayrıntı vardır ki yürürlükte olan ve yürürlüğe konacak kanunların hepsi vicdani kanaate göre halkın refahını zedelemeyecek ve halkın refahını kötü yönde etkilemeyecek olmak zorunda olmasıdır. Yani, bize para kazanma yetkisini veren iktidara da biz harcama yetkisi verirken, aslında halkın kendisinin ihtiyacı olan paranın sadece nasıl dağılacağını ve hangi kesimlere aktarılacağını belirleme ve bu işlemi idare etme yetkisi iktidarın elindedir. Aksi durumda, çıkardıkları bütçe kanununun olumsuzluğu neticesinde iktidar güvenoyu alamama ve düşürülme tehlikesinle başbaşa kalabilir. Bu noktada maliye politikalarının bilinir olduğunu varsayarak, mali konularda iktidarı otorite olarak görmenin aslında bir görüş sakatlığı olduğunu, paranın işleyişinin nasıl ve hangi yöntemlerle idare edildiğini bilmeme sonucu çıkmakta ve mali konularda söz söyleme ve iddiada bulunma lüksüne sadece bu işi bilen iktisatçı – maliyecilerin sahip olduğunu belirtmekte fayda görülmektedir.

Bizler vatandaş olarak, kazandığımız ve harcadığımız meblağ tutarının bize hükümet hediyesi olmadığını anlarsak, sadece o meblağın ne kadarının bize ulaşması konusunda hükümetin söz söyleme yetkisi olduğunu anımsarsak, mali konularda bir nebze olsun doğru mantık yürütme ve doğru sonuç çıkarabilme kabiliyetine sahip oluruz.

Son olarak, bir işi herkes yapabilir ve doğru sonuç alabilir yalnız önemle üstünde durulur ki iktisat bir iş değildir, bir düşünce sistemi ve uygulanış bilimidir. İktisat alanında ehliyetli olmayan bireylerin görüş beyan etmemesi hususunda bu bilimin değerini anlamış olanlar adına rica etmekle birlikte ”Bildiğini zannetmek öğrenmenin en büyük düşmanıdır” deyimini hatırlatmakta fayda görüyoruz.

Mali işleyişe ilişkin görüş karmaşasını giderme gayretiyle kaleme aldığım bu metni yazmama, merakı ve özgün kişiliğinle vesile olan, uzun süredir karıştırmadığım kitaplarımla beni barıştıran çok değerli güzel insan S. Balcılar’a huzurunuzda teşekkürlerimi iletiyorum.
Hintliler karanlık bir ahıra bir fil getirip koymuşlardı. Fili merak eden bir çok kişi oraya toplandı. Karanlıkta fili görmek mümkün olmadığı için, her biri elini dokundurarak fili tanımaya çalışıyordu.Birinin eline filin hortumu geçti. Dedi ki: ‘Bu fil bir oluğa benziyor.Başka birinin eli filin kulağına dokundu. Fil ona yelpaze gibi göründü.Birisi elini filin ayağına sürünce, ‘Filin şekli sütun gibi’ dedi.Bir diğeri elini hayvanın sırtına değdirdi ve ‘Bu fil bir taht gibi’ dedi.Böylece, zanları yüzünden sözleri birbirine uzak düştü. Oysa ellerinde bir mum bulunsaydı hepsi aynı şeyi göreceklerdi.

6566 Kez Görüntülendi.
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir? Kişilere ve Kurumlara karşı saygı kurallarına uymayan yorumlar yayınlamayacaktır.

EN ÇOK OKUNAN HABERLER

© Geyvemedya.com 2011 - 2017 Tüm Hakları Saklıdır. Site içeriğinin kaynak ve link belirtilmeden yayınlanması yasaktır.
Reklamı Gizle
Reklamı Gizle