Hoşgeldiniz  

Geyve Medya | 03 Ocak 2014 | Alt Haberler, Geyve, Köyler, Manşet, Yaşam

Kılıçkaya’nın buzdan çiçekleri

geyve kılıçkaya gezisiGeyve Kılıçkaya’ya övgü dolu yazı

Geyve Kılıçkaya için Hürriyet Gazetesinin Seyahat ilavesine övgü dolu bu yazı çıktı..

İşte O YAZI;
Sakarya’nın güneyinde, Geyve ilçesinin sınırlarındaki Kılıçkaya ormanlarla çevrili.
Doyumsuz bir manzarayı 1500 metre yükseklikten kuşbakışı görüyor. Kuzeyindeki sarp uçurumların eteğinde kış boyunca mücevheri andıran buzdan çiçekler açıyor. Önceki pazar Kapıorman Dağları’nda altı saat yürüdüm, Kılıçkaya’nın zirvesinden altımdaki bulutları seyrettim, buzdan çiçek galerisini gezdim.

Rüzgar, nem ve dondurucu soğuğun el ele verip yarattığı mucizelere ilk kez 3 yıl önce Kocaeli’nde, Atlas Dergisi okurlarıyla çıktığım Kartepe yürüyüşünde tanık olmuştum. Kar, ağaçlara kanat takmıştı… Uzun süre aynı yönden esen tipi, kar tanelerini çıplak dallara tek yönde dizmiş, kuş tüylerini anımsatan görüntüler oluşmuştu. Ertesi kış Sakarya’daki Sülüklügöl’ün donmuş yüzeyinde ilk kez konfeti gibi patlamış buz çiçeklerine rastlamıştım… Fakat önceki pazar Kılıçkaya’nın kuzey eteklerinde gördüğüm buz çiçekleri çok farklıydı. Pırlanta işleyen mahir kuyumcuları kıskandıracak kadar çarpıcı, bir o kadar mucizevi…

GÖRMEDEN GEÇİYORDUM

Sarp uçurumların dibindeki buz çiçekleri öylesine zarif, öylesine küçüktü ki görmeden yanı başından geçip gidebilirdim. Dört saati aşkın süredir yürüyorduk. Yılın en kısa günlerinden birindeydik, güneş çoktan dağların ardına saklanmıştı. 1500 metrelik Kılıçkaya zirvesinden, batı cephesindeki sarp kayalıklardan, dizboyu karlarda yuvarlanarak inmiştik. Yüzeyi donmuş, kuvars serpiştirilmiş gibi görünen, ışık vurduğunda flaş gibi parlayan toz karda sağa sola yalpalayarak yürüyor, dengemizi korumak için gözümüzü önümüzdeki izden ayırmıyorduk. İçinden geçtiğimiz yüksek köknar ormanı yavaş yavaş mavi bir loşluğa gömülüyordu. Benim gözüm, üstü kar kaplı görkemli ağaçlarda, batan günün altın sarısı ışıklarıyla aydınlanmış sarp kayalardaydı. Yol arkadaşlarımdan Erdem Ergen’in bodur şimşirlere yaklaşıp yakın plan fotoğraf çektiğini görünce o yöne yöneldim. Ve mucizevi görüntüyle karşılaştım.

PIRLANTA GALERİSİ

Yola doğru sarkmış şimşir dalı pırlanta bir gerdanlık gibi parlıyordu. Her yaprak buz kristalleriyle süslenmişti. Ayrıca dallarda buzdan çiçekler açmıştı. Ve en çarpıcı görüntü dalın yere paralel hale geldiği noktadaydı: Avuç dolduracak büyüklükteki buzdan çiçek. Sanki konfeti gibi patlamış, o anda donakalmıştı. Tek eksiğimiz kristallere can verecek gün ışığıydı. Buna rağmen kompakt makinem soğuktan kilitlenene kadar fotoğraf çektim. Çoğu flu çıksa da serap görmediğimin kanıtıydı bu kareler. İki ay önce Güney Afrika’da, elmas üretimiyle meşhur Kimberley’de, gezdiğim Elmas Madeni Müzesi’ni ve mükemmel kesim formülüyle ışık saçması sağlanan pırlantaları hatırladım. İşte şimdi doğanın bir uçurumun dibine gizlediği buz müzesindeydim, gördüklerim mahir pırlanta ustalarının elinden çıkmış nadide taşlardan çok daha etkileyiciydi…
Mavi karanlık artınca fotoğraftan umudumu kesip yürümeye başladım. O zaman fark ettim ki köknarların arasından geçen 200 metrelik orman yolu adeta bir mücevher galerisiydi. İğne yapraklılar bile buzdan dantellerle işlenmişti. Şimşirleri örten karlar, yaban hayvanlarını çağrıştıran heykel kütlelerine dönüşmüştü. Önden giden yol arkadaşlarım fırsatı kaçırmamış, kimilerine yüz çizmişti. Çiğnenen kardan başka sesin duyulmadığı bu yolda ışıklı bir saatte yürümek, hayat boyunca unutulmayacak bir deneyim olabilirdi. Ama ben buna da razıydım…

Aslında başından itibaren mucizevi bir gündü. Her yıl kış başında Kılıçkaya’ya tırmanan yürüyüş grubumun üyeleri ilk kez havanın böylesine açık, berrak olduğunu söylüyordu. Sabah 7.30’da, puslu bir havada İstanbul’dan ayrılmış, saat 11.00’de güneşli, pırıl pırıl bir günde Taraklı’nın kuzeyindeki Harkköy’de midibüsümüzden inmiştik. Yaklaşık 40 kişiydik. Birkaç üniversiteli sayılmazsa, çoğunluk orta yaş kuşağında, farklı meslek gruplarından ofis çalışanlarıydı: Bankacılar, doktorlar, mühendisler… Kılıçkaya’nın güney yamacından kuzeyine geçip, 6-7 saat sonra 10 kilometre ilerideki Belpınar’a ulaşacaktık. Bu arada
zirvede uzun bir mola verip, çevreyi seyredecektik.
700 metre irtifadaki Harkköy’den aşağılara bakıldığında Taraklı’ya kadar çok geniş bir alan kesintisiz görünüyordu. Gökyüzünde bulut yoktu. Geniş ovaların üstü tül gibi ince, bembeyaz bir pus perdesiyle kaplanmıştı. Aradan tepecikler, sıra kayalar görünüyordu.

Yükseldikçe panorama genişledi. Gölpazarı’ndan Göynük, hatta Mudurnu’ya kadar geniş bir coğrafya ayaklarımızın altındaydı. Kah kardan yorganın altında kış uykusuna dalmış tarlalara, kah köknar ormanlarına girerek yükseliyorduk. Ormanyolu yerine kestirme patikalarda karıncalar gibi tek sıra yürüyen grup, zaman zaman kısa molalarla soluklanıp, çevredeki manzaranın tadını çıkarıyordu. Yaprak kıpırdamıyordu. Montumu çıkarmış, karda tişört inceliğindeki termal içliğimle yürüyor, yine de terliyordum.

BULUTLARIN ÜSTÜNDE

İlk çarpıcı manzarayı Kılıçkaya’nın altındaki tepeye tırmandığımızda gördük. Doğudan batıya güney ufkundaki masmavi gökyüzü, aşağılarda köknar ormanlarıyla kaplı tepeler, karla kaplı düzlükler, küçük yerleşimler… Düşük tempolu yürüyüş sayesinde hiç yorulmadan 1000 metre kadar çıkmıştım. Fotoğraf uğruna gruptan ayrıldım. Şimşirlerin arasında sıkışıp kaldım, belime kadar kara gömülüp, kurtulmak için mücadeleye girişince epeyce yoruldum. 1510 metredeki iki katlı yangın gözetleme evine vardığımda dilim bir karış dışarıya çıkmıştı… Fakat manzara soluk kesiciydi: Kuzeyimizde boydan boya Samanlı Dağları, gözalabildiğine ormanlar, önümüzde derin bir vadi, karşıda Soğucak Yaylası, kayalık tepeler, altında ormanlar…
İki yıldır Geyve’nin arkasındaki ormanlarda yürürken uzaktan seyrettiğim, Yıldırım Güngör’ün sonbahar fotoğraflarıyla hafızama kazınan görkemli tepenin üstündeydim nihayet. Pencereleri demir levhalarla kapatılmış gözetleme evinin ikinci katındaki terasta karlar erimiş, zemin kurumuştu. Sırtımı duvara verip yere oturdum. Termosumu çıkarıp bir bardak demli çay döktüm bardağıma. Ve keyifle manzarayı seyre daldım.
2013 unutulmaz bir fotoğrafla kapanıyordu…

Nasıl gidilir

Kılıçkaya yürüyüşüne başladığımız Harkköy, İstanbul Kadıköy’e karayoluyla 190 kilometre uzaklıkta. Sapanca, Abdibey, Eşme, Geyve üstünden yolculuk yaklaşık 3,5 saat sürüyor.

1805 Kez Görüntülendi.
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir? Kişilere ve Kurumlara karşı saygı kurallarına uymayan yorumlar yayınlamayacaktır.

© Geyvemedya.com 2011 - 2015 . Tüm Hakları Saklıdır. Site içeriğinin kaynak ve link belirtilmeden yayınlanması yasaktır.
Reklamı Gizle
Reklamı Gizle